Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’nin Meclis’teki grup toplantısında bir konuşma gerçekleştiriyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:
Türkiye'nin kaderi ile AK Parti'nin ve Cumhur İttifakı'nın kaderi iç içe geçmiş, bütünleşmiş, yekvücut olmuştur. Son dönemde yaşanan gelişmeler bu tespiti bir kez daha ve çok çarpıcı şekilde ispatlar niteliktedir.
Bakın, Cumhur İttifakı olarak Türkiye Yüzyılı vizyonuyla 2023 seçimlerini kazanıp Cumhurbaşkanlığını aldık ve mecliste çoğunluğu sağladık. Ancak geçen yıl yapılan belediye başkanlığı seçimlerinde arzu ettiğimiz neticelere ulaşamadığımız gibi hiç olmayacakmış gibi kayıplarla da karşı karşıya kaldık. Bir kısmı 2019 yılına kadar uzanan şu veya bu sebepten belediyelerde yaşadığımız kayıpların hem şehirlerimize hem ülkemize nasıl büyük maliyetler getirdiğini görüyorsunuz.
Türkiye bir anda adeta belediyeler bağlamında 1989-1994 yılı dönemine geri döndü. Şehirlerimiz ve oralarda yaşayan on milyonlarca insanımız eser ve hizmet namına hiçbir çalışma göremedikleri gibi üstüne bir de hakaret işitiyorlar, oy verdiklerinden hizmet bekledikleri için aşağılanıyorlar.
Yanan otobüslerin, çalışmayan merdivenlerin, aksayan hizmetlerin suçu bile seçmene, İstanbullu kardeşlerimize yükleniyor. Belediyelere milletimizin dişinden tırnağından artırarak ödediği vergilerle aktarılan kaynakların eser ve hizmet yerine birilerinin şahsi hırsları ve çıkarları için kullanıldığı ortaya çıkıyor.
Bilhassa İstanbul'un Büyükşehir ve kimi ilçe belediyeleriyle yolsuzluk, hırsızlık, irtikap konusunda affınıza sığınarak söylüyorum, yamyalığın kitabını yazdığı anlaşılıyor. Üniversite sınavını kazanan yüz binlerce gencin hakkının yenildiği usulsüz diploma ile başlayıp bütün şehri adeta bir ahtapot gibi saran rüşvet ve haraç şarkısıyla devam eden rezilliklerin boyutu son operasyonla beraber gün yüzüne çıkmış oldu.
Bize yönelik husumetlerin bir kısmı, çeşitli maskeler altında ülkeyi sömürenlerin soygun çarkını bozmamızdan kaynaklanıyordu. 23 yıl boyunca en büyük nefreti bunlardan gördük. Kimi zaman Gazi Mustafa Kemal’i, kimi zaman batıyı, kimi zaman da milletimizin çeşitli kesimlerinin inanç ve köken hassasiyetlerini istismar eden bu yağmacıların kuyruk acısı hala dinmedi.
Güya yakıt tankeriyle taşınan milyonlarca liralık sebze meyveden, İstanbul halkının en mahrem bilgilerinin 3-5 milyon dolar için yabancılara peşkeş çekilmesine, tutarı 100 milyarlarca lirayı bulan hırsızlıklardan basında ve sosyal medyada halkın parasıyla beslenen tetikçilere varıncaya kadar her türlü gayrimeşruluk, her türlü hukuksuzluk var.
Öyle ki İstanbul'un CHP'li belediyelerindeki yolsuzlukları dizi yapmaya kalksanız Brezilya dizilerinden daha fazla malzemeyle karşılaşırsınız. Üstelik bunlar henüz heybede duran büyük turplar ortaya dökülmeden, CHP'nin bizzat içinden gelen belge ve bilgiler ışığında güvenlik güçlerinin ve yargının elde ettiği suçlar. Heybedeki büyük turplar ortaya saçıldığında bunların bırakın milleti kendi yakınlarının suratlarına bakacak yüzleri dahi kalmayacak. Ortada bunca yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, alavere dalavere, sahtekarlık varken hakkı, hukuku, adaleti dilinden düşürmeyen CHP yönetimi iddiaları aydınlatmak yerine ucuz siyasete yönelmeyi tercih etti. Yargının iddialarının hiçbirine cevap veremeyen CHP yönetimi insanları sokağa döküp ülkede kaos çıkarmaya çalışarak skandalı örtbas etme çabasına girişti. Dikkat buyurunuz, çalana değil yakalayana kızıyorlar. Görevini yapanları değil yolsuzluğa bulaşanları savunuyorlar.
Belediye başkanlarının kurduğu haraç ve rüşvet düzeninin bedelini sokaklara döktükleri seçmenlerine ödetmeye kalkıyorlar. İşbirliği yaptıkları marjinal örgütlerin yol açtıkları rezaletleri sahiplenerek girdikleri tehlikeli yolu iyice içinden çıkılmaz hale getiriyorlar. Daha da ötesi bütün bunların faturasını bize, şahsımıza, hükümetimize ve partimize keserek gerçekleri ters yüz etmeye çalışıyorlar.
Şu gerçeği tüm milletimin bilmesini, anlamasını istiyorum: Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına esas olan bilgi ve belgeleri getirenler CHP'lilerin bizzat kendileridir. Yolsuzluk ve rüşvet parasının taksimatında anlaşmazlık çıkınca birileri gidip yargıya olup biteni anlatmıştır. Şimdi değerli kardeşlerim, karşımızdaki tablo tam olarak şudur:
Yolsuzluğu yapan, rüşveti alan, paraşütle diploma sahibi olup yüz binlerce gencin hakkını yiyenler CHP'li. Bu paraların bir kısmını siyasi ajandaları için kullanan, bir kısmını da kurdukları suç örgütü üzerinden şirketlerine aktaranlar, onlar da CHP'li. Soruşturma başlayınca hem emniyette hem savcılıkta itirafçılık sırasına girenler CHP'li. Soruşturma derinleştikçe savcılığa yeni belge ve bilgi yağdıranlar CHP'li. Suç örgütünün medyada ve sosyal medyada kullandığı tetikçilerden, trol ordularından yılan, yorulan, bıkanlar CHP'li. Kurultayda şaibe var diyerek mahkemeye şikayette bulunanlar CHP'li. Dönen dolapları, alınan rüşvetleri, yapılan hırsızlıkları ekran ekran dolaşıp anlatanlar CHP'li ama suçlu AK Parti ya. Ya Allah aşkına, biz böyle bir iç hesaplaşmanın neresinde olabiliriz?
Sizin paylaşım kavganız sebebiyle başlayan yargı sürecini niye bize mal ediyorsunuz? Partiniz içindeki ihbarcılık yarışına niçin bizi karıştırıyorsunuz? Kardeşlerim, son olayda da tıpkı filmlerde olduğu gibi soyguncular birbirine girmiş, suç ortakları birbirini satmış, gidip polise ve yargıya ihbar etmiştir. Şu an bunun artçı sarsıntılarına şahit oluyoruz. Herkes gibi biz de güvenlik güçlerimizin ve yargının görevini yapmasını, yürütülen soruşturmanın neticelenmesini, mahkemeler tarafından suçlu bulunanların cezalandırılmasını bekliyoruz. Yürütmenin başı olarak elbette her kurumun işini en iyi şekilde yapmasını gözetiyoruz. Cumhurun Reisi olarak tabii ki vatandaşımızın hakkının, hukukunun, evladının boğazından kısarak verdiği kaynakların 3-5 haydut tarafından gasp edilmemesi için her tür adımın atılmasını sağlıyoruz. Fakat bunları yaparken anayasanın bize verdiği yetkilerin, görev ve sorumlulukların dışına asla çıkmıyoruz. Buradan başta muvazeneyi iyice yitiren CHP Genel Başkanı olmak üzere CHP yönetimine şunu hatırlatıyorum: Seviyeyi ne kadar düşürürseniz düşürün, boşuna. Macun bir defa tüpten çıkmıştır. CHP'deki iç savaş sebebiyle de olsa yolsuzluk çarkınız deşifre olmuştur. Pisliklerin üzerini örtemezsiniz. Dolayısıyla sağa sola çamur atmayı bırakın. Partiniz içindeki bilek güreşinde bizden destek alma hainliğini terk edin.
Ağzı bozuk müptezellerle sokakları terörize etmekten artık vazgeçin. Bodoslama daldığınız çukura bizi ve milletimizi çekmeye çalışmayın. Şayet kendinize zerre kadar saygınız varsa biraz dürüst olun, şeffaf olun.
Sadece koltuklarınızı borçlu olduğunuz para babalarına değil, millete karşı sorumluluklarınızın olduğunu unutmayın değerli milletvekili arkadaşlarım.
Yaşananları meşhur Rus yazar Soljenitsin'e atfedilen bir ifade çok güzel anlatıyor: "Yalan söylediklerini biliyoruz. Yalan söylediklerini biliyorlar. Yalan söylediklerini bildiğimizi biliyorlar. Yalan söylediklerini bildiğimizi bildiklerini biliyoruz ama hala utanmadan, arlanmadan yalan söylüyorlar."
Evet, hem belediyelere çöreklenmiş suç örgütünün mensupları hem de CHP yönetimi bile bile millete yalan söylüyor. Evet, gerçekleri bile bile milletin karşısında rol yapıyor, tiyatro oynuyorlar. Evet, yapılan hırsızlıkları bile bile insanları kandırmaya çalışıyorlar. Ne diyor Ziya Paşa? "En ummadığın keşfeder esrar-ı derunun. Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın? Bir gün gelecek sen de perişan olacaksın. Ey gonca, bu cemiyyeti her dem mi sanırsın?"
Gerçekten de birileri herkesi sersem yerine koyarak ortadaki devasa bir yolsuzluk ve rüşvet çarkının üzerini kapatmaya çalışıyor ama nafile. Ne bu millet ne bu devlet ne de bu yargı böyle bir kepazeliğin üstünün kapatılmasına asla izin vermeyecektir.
Çok değerli yol arkadaşlarım, CHP'liler hadi bizim söylediklerimizi siyasi saiklerle dikkate almıyorlar diyelim. Tam da adeta yaşanan son hadiseleri anlatan CHP'nin merhum genel başkanlarından Deniz Baykal'ın 2005 yılındaki olağanüstü kongre konuşmasındaki tespitlerine herhalde bir itirazları olmaz. Ne diyor merhum Baykal? "Siyasette dürüstlük." diyor. "Önce ahlak." diyor. "Helal haram korkusu." diyor. "Kanuna karşı çıkacaksın, ahlaka karşı çıkacaksın, hakka karşı çıkacaksın, yetimin hakkına karşı çıkacaksın. Her babayiğidin harcı mı bu?" diyor. "CHP'de bir daha İSKİ benzeri skandallar olmayacak." diyor. "Yolsuzluklara karşı mücadelenin savcısı da olurum, polisi de olurum." diyor. "Gürültüyle gerçekleri bastıramazsınız." diyor. "Bu kadar çamura bulaşmış bir belediye başkanını taşımak mümkün değildir." diyor. "Sen o paranla kimi ayarlarsın bilmiyorum ama CHP'yi ayarlayamazsın." diyor. "Yüksek Disiplin Kurulu üyemize içi para dolu rüşvet çantası gönderdiler." diyor. "Ve hasıl" diyor da diyor. Kime diyor? "Bir kısmı halen partide siyaset yapan CHP'lileri." diyor. Tüm bunları kime söylüyor? CHP'lilere söylüyor. Peki, CHP'li yöneticiler ortaya dökülen onca rezaletten sonra Sayın Baykal'ın bu sözlerini bugün hiç mi üzerlerine almıyorlar? 20 yıl sonra aynı sahnelere şahit olmaktan hiç mi utanmıyorlar?